Bir Japon atasözü der ki:
“Kendinle o kadar çok ilgilen ki, başkalarıyla ilgilenmeye vaktin kalmasın.”
Bu sözlerin ilk bakışta bencilce olduğu düşünülebilir. Oysa tam tersi; gerçek olgunluğun, içe yönelmenin ve kişinin kendisiyle barışmasının bir ifadesi olduğu söylenebilir.
Günümüzde birçok insan başkalarının hayatına fazlasıyla odaklı. Kim ne demiş, ne giymiş, nereye gitmiş, kimi sevmiş… Hep dışa dönük bir ilgi hâkim. Peki ya insanın kendi iç dünyası? Kendi kalbinde yaşattıkları, tüm olup bitenler?
İnsanların büyük çoğunluğunun başkalarının hatalarını görmekte, kusur bulmakta pek zorlanmadığı görülür. Ve hatta bu konuda ustalaşırken, kendi zaaflarını gözden kaçırdığı da görülür. Oysa esas cesaret, başkalarını değil kendini tanımak, anlamak ve ideale dönüştürmektir.
Hülasa bu atasözün, bize şu çağrıyı yaptığını düşüyorum.
“Vaktini başkalarının kusurlarını izlemekle harcama. O zamanı kendini geliştirmeye harca. Kendi içine dön, çünkü gerçek yolculuk orada başlar.”
Kendinle ilgilenmek demek sadece dış görünüşe bakmak değil; iç sesini duymak, ne hissettiğini fark etmek, neden böyle davrandığını sorgulamak, kusurlarlarını tesbit edip, onarmaya çalışmak demektir.
Tasavvufun da özünde bu vardır: "Kendini bilen, Rabbini bilir."
Çünkü insan, kendi iç âlemine indikçe evrenin sırlarına da yaklaşır.
Kendinle meşgul olmak, aslında başkalarına daha az zarar vermek, daha az yargılamak ve kendini daha çok anlamak demektir. Bu yüzden bu söz bir duruş, bir yaşam biçimidir.
Belki de bugünlerde yapmamız gereken en önemli şeylerden biri; biraz sessiz kalmak, dış dünyayı bir kenara bırakıp kendimize şu soruyu sormaktır:
“Ben kendimle ne kadar ilgileniyorum?”
Kendimi ne kadar tanıyor, kendimi ne kadar biliyorum?
İşte bütün felsefe burada.
İlhan Akbulut