O gün doğanlar, bugün yirmi altı yaşında.

İlhan Akbulut

17-08-2025 03:23

Tarih 17 Ağustos 1999. Hava her zamankinden daha sıcak ve bunaltıcı. Gün boyu sebebini bilmediğim bir huzursuzluk var içimde. İkmal Merkez Komutanlığının Nöbetçi astsubayıyım. Birlik içi son kontrolleri yapmış, ertesi güne yetiştirmem gereken, haftalık 'Donanmanın Sesi'  bültenine o haftaki yazımı yetiştirme telaşındayım. Konu başlığı da ilginçtir; çağımızın felaketinden dört, beş gün önce meydana gelen güneş tutulması sonrası oluşan depremler. O günler gazetecilik meslek yaşamımın da başladığı günlere denk geldiğini söylemem yanlış olmayacaktır.

Gecenin ilerleyen saatlerindeyiz. Yazımı tamamlamış, son kontroller ve düzeltme sonrası temize çekip, ' şükür bitti' dediğim anda, inanılmaz şiddette bitmek bilmeyen uğultulu bir sarsıntıyla, kendimi tek katlı nöbet binasının dışına attığımı hatırlıyorum. Aynı anda otuz metre kadar uzaklıktaki sahilden, denizin içerisinden patlamayla müthiş bir alev topuyla karşılaştığımı iyi hatırlıyorum. Nöbetçi asker sarsıntının şiddetiyle, korkudan " komutanım.." diye yardım istemesi hiç aklımdan çıkmıyor.

" Korkma evladım. Biz açık alandayız, sakin ol " dememin ardından nihayet uzun süren sarsıntı bitti. Aynı anda toz-toprak, bağırtı, yardım nidaları..

Hemen birlik içi kontroller sonrası, bizde yıkılan ve zayiat olan hiç bir olumsuzluk olmadığını görünce rahatlayıp nöbetçi subayına rapor etmem bir oldu.

Şükür bizde bir şey yoktu; ya ailem?
O vakit doğu lojmanlarında oturuyorum. Ailemi kontrol etmek için nöbetçi subayından izin alıp araçla birlikten çıktığım anda ilk büyük yıkımın donanma komutanlığı binasında olduğunu görmem, beni çok şaşırttı. Taş gibi tarihi bir bina ve iki gün önce bu haşmetli binanın en alt katındaki kütüphanesinden yazacağım yazım için araştırma yaptığım o an geldi aklıma.

Bu endişeli düşüncelerle yolumuza devam ederken, güzergah üzerindeki donanma karargah binası ile ana yangın merkezi binalarının yıkılmış olmalarını hayal meyal hatırlıyorum.

B Kapı ya geldiğimizde, sivil yaşam alanında, kapı karşısındaki bir çok binanın   yıkılmış olmasını görmek ayrıca ağır geldi bana. Otomobil alarm seslerinin arasında yardım isteyen çığlık sesleri ve ara ara yangınların olması hiç aklımdan çıkmıyor.

Eşime ve iki kızıma o kadar odaklanmış olmalıyım ki, ' lojmanlar yıkıldı mı, ne durumdalar, yaşıyorlar mı düşünceleri içerisindeyken,  yol üzerindeki ilk lojmanın dimdik ayakta duruyor olmasını görmek, " şükürler olsun Allah'ım" dememe vesile oldu. Levent lojmanı B blok önüne geldiğimizde komşum ve adaşım olan İlhan Saygın'a, " bizimkileri gördün mü?" telaşlı soruma, " abi astsubay ordu evinin bahçesindeler" sözü bitmeden, gecenin karanlığında koşarak çocuklarımın isimleriyle seslenmeye başladım. Tam bir film sahnesi gibi, " baba baba.." diyerek koşup gelen yavrularıma sarıldığımı bu gün gibi hatırlıyorum. O gün sekiz yaşında olan büyük kızım, iki yaşındaki minik kuşum ve eşim öylece sarmaş- dolaş Rabbimize şükrettik. Onları bir fırkateynin salonuna yerleştirip, görev yerime döndüm.

Evet bizler şanslıydık, lakin eş- dost ve meslektaşlarımızdan, komutanlarımızdan kayıpları duydukça perişanlığımız artıyordu.

Aradan koskoca yirmi altı yıl geçmiş. O tarihlerde dünyaya gelenler bu gün orta yaş diyebileceğimiz dönemdeler. Yüce Rabbim bir daha böyle felaketler göstermesin. Bir daha yaşatmasın inşallah.

Aradan geçen onca zaman hafızamızda halen sıcaklığını koruyor.

Bir kaç gün önce internette Gölcük Değirmendere'mizin Marmara depremi öncesi çekilmiş videosunu izlerken, bir kez daha o günlere gidiverdim. Çınarlık parkının o günkü haliyle bu günkü halini çok farklı gördüm. Çınar ağaçları yarı bellerine kadar kireçle boyanmış, ağaçların arasında bir asfalt ve üzerinden yürüyerek ve bisikletle geçen insanlarımız. O gün en küçüğü sekiz- on yaşında olanlar bugün otuz yedi yaşlarındalar. Yaşları büyük olanlar ise elli ve altmış yaş üstünde olmalılar. Ben bile altmış altı'yı gördükten sonra..

O çınar ağaçlarının büyük bir çoğunluğu o gün, yaklaşık yüz elli, iki yüz metre kadar denize gömüldüler. Dalgıç arkadaşlar günümüzde batık şehire daldıklarında halen bir kaç çınar ağacının dimdik ayakta durduklarını söylemiş olmaları bana çok etkileyici geliyor.

 Ayrıca o gün yine denize gömülen tahta masa- sandalyeli çay bahçelerinin yerini bugün daha modern cafe tarzındaki çay bahçelerinin karşılıyor olması; benim gibi geçmiş o günlerle bağ kuranlar için inanın hiç te kolay geçmiyor.

 Acısıyla- tatlısıyla hayatın devam ediyor olması geçmişe takılıp kalmamamız gerektiği fikriyle geleceğe, ilerlere bakıyoruz. Değirmendere o günden bu güne belki çok değişti, lakin o şirin sahil ruhu, kadim yaşamı, sosyal ve kültürel anları fazlasıyla devam ediyor. Yaşanmışlıklar deneyimlerimize yeni bilgiler kattıkça neler yapmamız gerektiğini, yaşam alanlarımızı nasıl korumamız gerektiğini , bunları ilerilere nasıl etkili taşımamız gerektiği yönünde bize önemli mesajlar verdiğini biliyoruz, farkındayız. Binalarımızı nasıl sağlam ve az katlı yapmamız gerektiğini, emanetlerimizi koruyarak gelecek neslimize nasıl taşımamız gerektiğini biliyoruz artık. Kimini uygulayabiliyorken, kiminde maalesef etkisiz kaldığımızı da görüyoruz. Kuşkusuz bu durum bizi üzse de sürekli artan nüfusa yetişecek yeni konutların yapılması, yöremizin ünlü Değirmendere fındık tarlalarımızın gün gün azaldığını görmek ayrıca üzücü de olsa; festivallerimiz, çeşitli konserlerle, sosyal ve kültürel faaliyetlerimizin aralıksız devam ediyor oluşunu memnuniyetle karşılamaya da devam ettiğimizi belirtmeliyim.

Önümüzdeki ay başka bir konu ile tekrar birlikte olabilmek en büyük dileğim. Kendinize iyi bakın lütfen.

Sağlıkla, sevgiyle kalınız efendim. 

İlhan Akbulut

DİĞER YAZILARI 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü: Köklerimizi Hatırlamak 01-01-1970 03:00 BJK maçı ümit verdi. Takım daha iyi olacak. 01-01-1970 03:00 Galatasaraylılık kültürü bu olmalı. 01-01-1970 03:00 Acilen futbol hukuk sistemi kurulmalı! 01-01-1970 03:00 KENDİNLE MEŞGUL OLMAK BİLGELİKTİR 01-01-1970 03:00 Ormanlarımızla birlikte canımız da yanıyor. 01-01-1970 03:00 Bizim TSM Konserleri turneye dönüştü. 01-01-1970 03:00 Gölcük Otizm farkındalığının farkına vardı 01-01-1970 03:00