[13:12, 08.10.2025] Emre Özder: Sevgili okurlarım, bu yazıyı geçen hafta yazacaktım ama TEMAD’ın basın açıklaması ve bazı ailevi nedenlerle bu haftaya kaldı.
Yurdumuzun kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla 1932 tarihinde düzenlenen “Birinci Türk Dil Kurultayı”nın açılış günü nedeniyle 26 Eylül tarihi resmi bayramlar arasında yer almasa da Dil Bayramı olarak ilan edilmiş.
Güzel Türkçemizin bozulmaması, muhafaza edilmesi için aslında önemli bir konudur Dil Bayramı.
Günümüzden yaklaşık 750 yıl önce 13 Mayıs 1277 tarihinde Karamanoğlu Mehmet Bey dilimizin önemine dikkat çekmiş ve bozulmaması için bir ferman yayınlamış. Fermanında “Bugünden sonra divanda, dergâhta, çargâhta, mecliste ve meydanda Türkçe’den başka dil kullanılmayacaktır” diyen Karamanoğlu Mehmet Bey, ne derece gerçekçi bir biçimde izah edilmiş ve ne derece gerçekçi bir biçimde anlaşılmıştır.
Günümüzde özellikle iş yerleri tabelaları nedense çok itici ve çirkin bir şekilde her gördüğüm yerde adeta gözümü tırmalıyor.
Mesela mahalle arasındaki bir berber kardeşimiz dükkanına “Black White Erkek Kuaförü” diye tabela asıyor “Black White” İngilizce, Erkek Türkçe, Kuaför Fransızca. Neden böyle üç lisandan karışık bir tabela aklına geliyor bu kardeşimizin? Anlaşıldığı kadarıyla koyu Beşiktaşlı bu arkadaş. Ama mesela tabelasına “Siyah Beyaz Erkek Berberi” yazsa mahalle halkı ona tıraş olmayacak mı?
Ya da Anadolu’nun bir kasabasında küçücük bir dükkanda tütün satan vatandaşımız “Tobacco Shop” yazan tabela asmış. Sanırsınız ki “Tütüncü Dükkanı” yazsa kimse alışveriş etmeyecek. Üstelik o kasabada İngilizce bilen de yoktur, turist de uğramaz ama ilginçlik olsun diye böyle bir abukluk yapılıyor.
Bir de insanlarımızın evlatlarına verdikleri isimler var…
Mesela bu konuda İlahiyatçı Yard. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk’ün bir makalesi var. Ondan bir bölüm alarak dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yard. Doç. Öztürk diyor ki…
Sanem Arapçada “put”, Necla “şaşı”, Gülsüm ise “gariban, zavallı kimsesiz kişi” demekmiş.
Cennet bahçesi olarak bilinen “İrem” ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennetmiş!
Kız çocuklarına konulan “Aleyna”nın anlamı ''üstümüze bela, sıkıntı aksın'' demekmiş.
Kur’anda geçiyor diye kızlara verilen Kezban isminin anlamı “yalancı” demekmiş.
Rümeysa’nın anlamı “gözü çapaklı kadın”, Nalan’ın anlamı “ağlayan, inleyen” demekmiş.
Araplar, ev temizliği yapan kızlara “Ayşe” derlermiş, “Fatma” sütten kesilmişdemekmiş.
Hatice’nin anlamı “Vaktinden önce doğmuş”, Zeynep’inki “tombul”muş...
Yine örneğin çocuklarına “saniye”, “rabia”, “selase”, “vahide” gibi kutsal isim koyduklarını zannedenler aslında onlara numara verdiklerinden bihaber! "Vahide" birinci, "saniye" ikinci, "selase" üçüncü, "rabia" de dördüncü demek oluyormuş ve mübareklikle falan da asla alakası yokmuş... Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar onlara isim vermez numara verirlerdi, mevzu bundan ibaret!
Peki, biz Türkler neden bu kadar Arap, hayranlığı yapıp çocuklarımıza bu milletlerin çocukların adlarını veriyoruz?! Ecdadımızdan gelen bu geleneği, bu aymazlığı neden hâlâ inatla sürdürüyoruz?
Çocuklarımıza Türkçe adlar verelim... Arapça-İbranice ve yahut başka dillerden isimler koymayalım...
Gonca, Yonca, Gül, Bilge, Irmak, Deniz, Doğa, Başak, Begüm, Burcu, Işıl, Öykü, Ülkü, Sevgi gibi öz Türkçe isimler dururken, neden Arapça isimleri çocuklarımıza koymakta ısrar ediyoruz?
Mesela Arapça olan Osman isminin manası "Yılan yavrusu" demekmiş. “Yiğit” gibi, “Mert” gibi, “Barış” gibi, “Özgür” gibi, “İlker” gibi, “Soner” gibi, “Tamer” gibi, “Türker” gibi öz Türkçe isimler dururken, el kadar çocuğa yılan yavrusu ismi konması akıl kârı mıdır?
Sözün özü okurlarım: Türkçe konuş! Türkçe selamlaş! Türkçe düşün! Türkçe oku! Türkçe yaz! Türkçe dua et! Türkçe giyin! Türkçe gez! Türkçe sev! Kısaca TÜRK GİBİ YAŞA...
[14:12, 08.10.2025] Emre Özder: Saadet Partisi Gölcük İlçe Başkanı Mustafa Özsoy, haftalık basın toplantısında ilçe ve ülke gündemine dair önemli açıklamalarda bulundu.
Emekliye Lütuf Değil, Hakkı Olan Bile Verilmiyor.
Geçtiğimiz günlerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın “Çok şükür tüm zorluklara rağmen emekli maaşlarını ödeyebiliyoruz” açıklamasını hatırlatan Özsoy, şu ifadeleri kullandı:
“Sayın Bakan, emeklinin yıllarca prim ödeyerek, çalışarak ve emek vererek hak ettiği maaşı bir lütuf gibi sunuyor. Bakanlığın kendi verilerine göre, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun emekli maaşlarını karşılama oranı %77’dir. Bu oranın bu seviyede olmasının sebebi, kurum bütçesinden iş adamlarına prim destekleme adı altında ciddi kaynak aktarılması ve başta şehir hastaneleri olmak üzere birçok plansız projenin bütçede açtığı boşluklardır. İktidar, kurumu iyi yönetse, bırakın açık vermesini, fazlası bile Allah’ın izniyle olurdu. Bugün emekliyi 15.000 TL gibi açlık sınırı altında maaşlara mahkûm edenler, verdikleri üç kuruş maaş için emekliden minnet bekliyor. Unutmayın ki, 2008 yılında yapılan Sosyal Güvenlik Reformu olmasaydı, bugün en düşük emekli maaşı 35.000 TL civarında olacaktı. İktidar, emeklimizin maaşının yarısını bu sözde reformla yok etmiştir. İnanıyorum ki, emeklilerimiz maaşlarını açlık sınırının altına mahkûm eden iktidara ilk seçimde gereken cevabı verecektir.” dedi.
Gölcük Elektrik ve SuKesintilerinden Bıktı...
Gölcük halkının aylardır yaşadığı elektrik ve su kesintilerinden dolayı artık isyan ettiğini belirten Özsoy, şunları söyledi: “Özellikle Topçular ve Halıdere mahallelerimiz başta olmak üzere birçok mahallemizden vatandaşlarımız, yetkililerden cevap alamayınca şikayetlerini bizlere iletiyor. 21. yüzyılda, Türkiye’nin en gelişmiş illerinden birinde bu sıkıntıların yaşanması kabul edilemez. Elektrik idaresi özelleştirilirken, iktidar mensupları ‘Bu özelleştirmeler sayesinde vatandaşlarımız çok daha kaliteli hizmeti uygun fiyatlarla alacak’ demişlerdi. Ancak bugün gelinen noktada hem tarife fiyatları artmış hem de vatandaşlarımız eskisinden daha kötü hizmet alır hale gelmiştir. Su faturaları ise maalesef elektrik faturalarını bile geçmiş durumda. Tüm bu yüksek ücretlere rağmen, vatandaşlarımız temel insani hakları olan elektrik ve sudan hak ettikleri şekilde yararlanamıyor. Yetkilileri bu konuda bir an önce harekete geçmeye davet ediyorum.” dedi.
Gölcük’ün Trafik Sorunu Ne Olacak?
Başiskele bölgesinde yıllardır süren trafik probleminin çözümü için nihayet Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin harekete geçtiğini ifade eden Özsoy, ancak bu projenin Gölcük trafiğini daha da sıkıştıracağını belirtti: “Başiskele’deki proje tamamlandığında, Gölcük trafiği daha da keşmekeş bir hal alacak. Zaten özellikle mesai başlangıç ve bitiş saatlerinde çekilmez hale gelen Gölcük trafiği, bu durumda daha da kötüleşecek. Gölcük, her hizmette geri bırakıldığı gibi bu konuda da maalesef geri bırakılıyor. Vatandaşlarımızın bu proje sonrası daha büyük mağduriyetler yaşamaması için Gölcük ulaşım yolu için alternatif projelerin bir an önce başlatılmasını bekliyoruz.” Ayrıca, Gölcük’te yeni yapılan Devlet Hastanesi’ne hâlâ tek hat üzerinden ulaşılmaya çalışıldığını vurgulayan Özsoy, “Bu sorunu defalarca dile getirdik, ancak ne bir açıklama ne de bir çözüm bulabildik. Belediyeyi bu konuda da çalışma yapmaya davet ediyorum.” dedi.
Meclis'te yaşanan görüntüler kabul edilemez.
Salı günü yapılan grup toplantısında, terör örgütü elebaşı lehine sloganlar atıldığını ifade eden Özsoy, "Bu ülkede yüz binlerce masum evladımızın şehadetine sebebiyet vermiş, eli kanlı bir katilin lehine sloganlar atılması kabul edilemez. Bu ülkede savcılarımız ne yapmaktadır?" diye sordu. Seçimden önce altılı masada yer aldıkları için kendilerini terörle iş birliğiyle suçlayanların, bugün milletin vekillerini terörist başının ayağına götürmeye çalıştığını üzüntüyle gözlemlediklerini belirten Özsoy, "Umuyorum ki milletimiz, bu yaşananların hesabını en yakın zamanda sandıkta soracaktır," dedi.
Gazze'nin kurtuluşu Trump'tan değil, İslam birliğinden geçer.
Geçtiğimiz hafta ABD'deki BM toplantısında, Amerikan başkanı ile İslam ülkelerinin liderlerinin Gazze konusunda Trump başkanlığında bir araya geldiğini ve Gazze'nin kurtuluşunu ABD'de aradığını üzüntüyle gözlemlediklerini belirten Özsoy, "Zaten iki yıldır bu katliama her türlü desteği veren büyük şeytan Amerika'dan medet ummak gaflet değilse nedir?" diye sordu. Gazze'nin kurtuluşunun İslam Birliği'nin bir an önce kurulmasından geçtiğini ifade eden Özsoy, "İnşallah Millî Görüş iktidarında bu da gerçekleşecektir," dedi.
Milli Görüşçüler laf değil, icraat ortaya koyuyor.
Gazze'de katliamın başladığı ilk günden beri bu zulmün sona ermesi için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz diyen Özsoy, "En son Gazze'deki ambargoyu kaldırmak için yola çıkan Hatay Milletvekilimiz Necmettin Çalışkan, Bursa Milletvekilimiz Mehmet Atmaca ve Gelecek Partisi Milletvekili Sayın Sema Silkin Ün, maalesef İsrail tarafından kaçırılmıştır. Gazze için canlarını ortaya koyan milletvekillerimize bir an önce kavuşmayı ve bu vesileyle Gazze ambargosunun bir an önce kalkmasını bekliyoruz," diyerek sözlerini tamamladı.