Sevgili okurlarım, hani 50. Yıl marşı var ya bilirsiniz hepiniz “Müjdeler olsun yurdumun taşına toprağına” diye başlar.

Geçen akşam haberleri izlerken bu satırı hatırladım. Müjde veriliyordu ama benim içim acıdı.

Belki dikkatinizden kaçmıştır ben olayı kısaca özetleyeyim.

Ülkemizin sağlığından sorumlu bakanı çıktığı televizyon kanalında yurdum insanına müjde veriyordu.

Sayın bakan: “Türkiye, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ile ilgili aşı konusunda dünyada ilk aşıyı üretebilecek öncü ülkelerden bir tanesi olacak. Aynı zamanda maymun virüsüyle ilgili aşı çalışmamız var onu da ifade edeyim” diyordu.

Sayın Bakan kendisine yöneltilen "Sağlık turizmi alanında hedefler neler?" sorusuna, Türkiye'nin şu anda sağlıkla ilgili dünyada en güvenilir, en iyi sağlık hizmeti sunan ülkelerden biri haline geldiğini söyleyip bölgesinin lider ülkesi olduğunu belirtti.

Tabii nasıl gurur duyulmaz, ben de gururla ve dikkatle izliyordum kendisini. Konuşmasının devamında

"2026'da kuduz aşısını antijenle beraber üretebilir hale geleceğiz. Diğer aşıları da çok kısa zamanda Türkiye'de üretebilir hale gelmiş olacağız. Kendi aşılarımızı biz yapacağız” dedi sayın bakan.

Bu son paragrafı duyunca adeta fenalaşacaktım. Üstelik evde kimse de yoktu, yalnızdım. Fenalaşsam ambulans çağıracak kimse de olmayacaktı.

Bakan’ın tarih bilgisinin olmadığına inanmıyorum, mutlaka biliyordur.

Öyleyse geriye tek bir olasılık kalıyor, bir bakan, hem de adının önünde prof dr unvanı yazan bir bakan neden vatandaşın aklıyla alay eder anlamak mümkün değil.

Tüm vatandaşın aklıyla değilse bile ben kendi aklımla alay edildiği hissine kapıldım.

Bakan bilmiyorsa buradan kendisine hatırlatmak istiyorum.

Cumhuriyetimiz kurulduktan sonra bundan 97 yıl önce taaa 1928 yılında çıkarılan 1267 sayılı kanunla “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü” kurulmuş.

Burada önce difteri, tetanos aşıları üretilmiş. 1937 yılında “kuduz aşısı” üretilmeye başlamış. Daha sonra tifo, tifüs, BCG, boğmaca aşıları, akrep virüsü üretilmiş.

“Sonra ne olmuş?”

Yukarıdaki tüm aşıları imal ederek üreten, yurdumuzun ihtiyacını karşıladığı gibi yurt dışına ihraç bile edilen “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü” kapatılıvermiş.

İnternette yaptığım araştırmada güncelliğini yitirmiş olduğu, laboratuvarlarının “köhneleştiği” gerekçesiyle 2011 yılında kapatılıvermiş.

Evet, yanlış okumadınız, güncelleştirilip laboratuvarlarının ve ekipmanlarının yenilenerek yoluna başarı ile devam etmesinin sağlanması yerine kapatılmış.

Şimdi de sayın bakan müjde veriyor birkaç tane aşı üreteceğiz diye.

Affedersiniz ama kaba tabiri ile hani eşeğini kaybeden adam sonra bulunca sevinir ya...

Kendimi aynı öyle hissettim.

Yahu neredeyse 100 sene önce zamanın tüm aşılarını üretiyormuşuz.

Onu kendi elimizle kapatmışız.

Şimdi birkaç çeşit aşı üreteceğimizin müjdesini veriyoruz.

Buradan son sözüm “Ne olur aklımızla alay etmeyin sayın bakan!”.